Beslenme Güncem Hakkında “İç Yazışma Meyıli”

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmailby feather

Takdir edersiniz ki, yemek dışında çok sık dile getirmediğim başka istikrarsızlıklarımda olduğundan(ders çalışmak, kitap okumak gibi) diyetim ile ilgili durum güncellemesi yapmaya pek fırsatım olmadı.

Şekersizlikten öldüm mü, ekmeksizlikten eridim mi? bileniniz yok haliyle. Şöyle özetleyeyim; Ahmed Kaya ne diyordu o şiirde: biz aslında üç kişiydik; nefsim, iradem ve benÜç ağız, üç yürek, üç yeminli fişek.

Sonrası…Tak sepeti koluna herkes kendi yoluna. Kişi neydi çünkü? Kendi seçimini yapan ve onu yaşayandı. Aynı bedende can gibi değil üç baş gibiydik. İstersen üç başlı Kerberos ol, yine değişen birşey olmaz. Yaradılış vücudun tek bir merkezden yönetilmesi üzerine programlı.

Buraya kadar tamam. Öyleyse, özetle biz üç kafadar 1.5 ay kadar gözlerden ve glutenden uzak, şeker tadında ama şekersiz mutlu bir birliktelik sürdük. İlişkide mutluluğun formülünü vermeyi çok isterdim ama raf ömrü bir kaşar peyniri kadar bile olmayan bir deneyim size ışık olamaz. O yüzden boşverin, siz iyisi Ayşegül Çoruhlu’dan aşkın kimyasını felan okuyun. Belki de tüm mesele hormondur, elektrondur dersiniz.

Neyse öyle ya da böyle her birliktelikte olabilecek nedenlerden ötürü de yollarımızı ayırma kararı aldık. “Ménage à trois” bizim gibilere göre değilmiş. Söz konusu ayrılık ile ilgili verdiğimiz karara saygı duyulmasını umuyoruz. Fakat burdan şu anlaşılmasın zinhar: “oradan ver ablacım ekmeği, ye anacım kekleri” gibi şeyler yok. Bazen hafif bir sütlü tatlı ve gevrek simit yiyerek ufak tefek cinayetler işliyorum ama olsun, bunların tekrarı sık olmadıkça sıkıntıda olmayacak inşaAllah.

Şekersiz ve glutensiz beslenme abartıldığı gibi bir süreç değil. Yasaklıları bıçak gibi kesebileceğiniz bir beslenme aslında yeter ki gerekli ekipman elinizin altında bulunsun. Tabii unutmadan ön hazırlık evresinde “That Sugar” belgeselini izlemek ve “Buğday Göbeği“, “Tahıl Beyin“, “Kuantum Beslenme” gibi kitapları okumak gerekebilir. Hatta tam bir ikna için neredeyse şart.

Sonrası çorap söküğü. Kendi kendini tamamlayan bir algoritması var çünkü. Ne yemeyeceğiniz belli olunca, yiyebileceğiniz şeyler bir bir beliriveriyor gözününüzün önünde.

Büyük değişimde ilk gün:

İlk gün için tüm zihinsel hazırlığımı tamamlamıştım fakat yüksek devirli bir mutfak robotu ve kahve öğütücü makinam olmayınca kendi ununu üretme süreci kısa süreli bir karpal tünel sendromuna mal oldu. Mercimek unu dahiyane bir fikir ama üretim aşaması 600 watt bir mutfak robotu ile oldukça meşakkatli. Tüm zorluğuna rağmen, 3 su bardağı kadar mercimek unu üretmeyi başarabildim.

Mercimek ununu yapar yapmaz daha henüz ilk sıcaklığı bile geçmemişken unun, kandil simidi yapmaya giriştim. Mercimeğin sıvıyı çektiğinden olsa gerek hemen şekil aldı mübarek nimet. Tadı benim için muazzam bir alternatifken, büyük bey için tam bir fiyasko hatta güpegündüz kandil simidinin katliydi. Ona göre bu eyleme gurmelik namına bir an önce son verilmeliydi.

Oğlum A. Halim neyseki kıtır kıvamındaki her türlü hamura salya akıtan bir çocuk olduğu için, her iki lokmada bir “simiyt şok güsel anne, elleyine saylık” dedi. Benim kendime puanım 10 üzerinden 7.

Sonraki günler görece daha kolaydı. Vücut ilk günkü şoku atlatınca kendi düzenini mevcuda göre yeniden inşa ediyor.  Bu sefer çayın yanına tatlı kurabiye arar oldum. Kurabiye için glutensiz un alternatifleri arasında; mısır unu, pirinç unu, karabuğday unu vs var. Maliyet göz önüne alındığında mısır unu ilk sıraya yerleşiyor.

Hal buyken mısır unlu, zencefilli, ballı bir kurabiye tarifi uydurdum. Tadına yine oğlum ve ben tam puan verirken, beyim gurme hakları için Kadıköy ve Taksim’de protesto yapacağını söyledi.

Günler tavizsiz ilerlerken, bir gün sınav stresi midir ne karın ağrısıysa ondan sebep ağzıma çikolata attım. İlke neydi zaten; taviz tavizi doğurur. Öteki gün sabah kahvaltısında hane halkı simit istedi, gidip almışlar. Demeleri o ki; bana da sormuşlar. Kısık sesle “ben yemem” dememe rağmen ses vermedim sanıp almışlar bir tane daha. Madem aldınız hadi bir parça ucundan koparayım dedim, sonra bir ufak parça daha, sonra bir ufak sonra bir ufak daha. Durum o kadar ileri gitti ki en son “benim simidi sen mi yedin?” diye sormaya başladım masadakilere.

Sonra baktım bu böyle olmayacak. Hatırla dedim kendime; bu bir yolculuk ve sen yola yeni revan oldun. Varacağın yere henüz varamadın belki ama yola çıktın bir kere. Dönüş biletinde yok.

Savaşta da öyledir ya; savaş düzeni alınca geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini anlarsın. Ve içinde bulunduğun o kalenin düşmemesi içinde en ön cephede yer alan askerlerin iyi savunma yapması son derece hayatidir.  İşte bundan sebep düşmana geçit vermemek adına ya bu deve güdülür ya da bu diyardan gidilir.

Kulağa fazla ilkel gelebilir ama ben böyle gördüm ve başka türlüsünü bilmiyorum. İstikrar tutturamasamda, “en azından bilinçliyim; ne yediğimi biliyorum” tesellisine dört elle sarılıyorum.

Ve biliyorum ki; gün gelecek “…-siz” beslenmelere firesiz devam edeceğim. Buna tüm kalbimle inanıyorum. Sizde inanın lütfen:)

Aslıhan,

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir