“Unutmayı değil hatırlamamayı tercih etmek.”

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmailby feather

Beni 80’lerin yaşandığı maarif takvimlerinin sarı yapraklarına hapsedin.” demiştim bir keresinde. Postalların halkı sakız gibi çiğnediği, seküler çoğunluğun her türlü imtiyaza sahip olup, örtülü azınlığın ötekileştirildiği karanlık yıllara duyulan mazoşist bir özlem ve sivri ısırmışçasına delice bir kaşınma hali baş gösterdi. Çünkü geçmişi iyiler iyisi anıp, bugünü yere çalmak ancak bizim gibi o dönemi yaşamamış, bir şekilde teğet geçmiş insanlara mahsus bir yanılsama.

Aslına bakarsan geçmiş bugünden daha güzel olmadı, olamaz da. Bir kuyu çünkü bu geçmiş; türlü cahilliklerin,bir yığın yanlış karar ve düş kırıklıklarının içine doluştuğu bir lağım çukuru. Peki tamam eğer öyleyse neden o gözümüzde canlanan koskoca mazi mutlu polaroid karelerden ibaretmiş gibi geliyor?

Burada devreye beyin giriyor işte. Evrenin en gizemli nesnesi olması tesadüf değil. Vücut ağırlığımızın yalnızca %’2’sini oluşturup enerjimizin %20’sini çevirmesi gerçekten büyüleyici. Bunu nasıl yaptığını anlayamamamız ve kimi zaman şuur dışı hareketlerimize mana veremememiz tam da bu  sebepten. Demeleri o ki; beyin olumlu anılara odaklanıp olumsuzları filtreliyor. O nedenle bize geçmiş bize hep kışın şömine başında toplanan aynı ekose battaniyeye sarılmış çekirdek bir aile sıcaklığı veriyor.

Ayrıca beyin müthiş bir kurgu yeteneğine sahip, hiç yaşanmamış birşeyi yaşanmış anı gibi ya da o anı tekrar tekrar yaşıyormuş gibi(dejavu) ya da yaşayıp da hiç yaşamamış(jamevu) gibi gösterebiliyor ilginç bir şekilde. Bir bakıma mükemmel bir senarist ve aynı zamanda film yönetmeni.  Daha da ilginci; hiçbir yaşanmışlığı unutmuyor. Tek kusuru; arşive kalkan anıları hangi dizinle çağıracağını bilemiyor olması. Somutlaştıralım; büyük bir şehir kütüphanesi düşünün. Doğru tasnif edilmemiş, belli bir kural olmaksızın yan yana dizilmiş kitap yığınlarından oluşan rafları gözünüzün önüne bir getirin lütfen. Orada zaman kaybetmek istemezsiniz değil mi? Başka bir kütüphaneyi tercih etmek daha faydalı ve pratik olabilir sanki hı?

Unutmayı değil hatırlamamayı tercih etmek. Giriş yapmak istediğim konu buydu hattı zatında. Evet beyin yaşanmışlığı an ve an sünger gibi emiyor ama süngeri sıktığın zaman çıkan su genelde kirli olmuyor. Kötü yaşanmışlıklar süngerce bir yerlere hapsoluyor. Madem beyin yaptığı hiçbir işlemi unutmamasına rağmen hatırlamama gibi bir iradei alan tanıyor bizlere, bu karşılıksız sağlık hizmetine lakayt kalmak mama kabına pislemek olur. Değil mi ki yaradılış kodumuz:”iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak”, ruhumuzun her yerine işlemiş bir iyilik halimizin var olduğunu evvela kabul etmemiz gerek. Hatırlamama veya geçmişi güzel hatırlama eyleminin bu iyilik haline dahil olduğunu sonradan idrak ediyoruz. Gerçekten günün ilk ışıkları çarpmış gibi oluyor gözüme.

“İnsan…. bir hayvandır.” mevzusu

Hiç Helenistik dönem filozofu veya bugünün evrim biyoloğu gibi konuşup “insan unutkan bir hayvandır” felan demeyeceğim. Çünkü değildir. Esma ve erdem yüklü bir ruha hayvan türü sınıflaması doğru gelmiyor. Evrimciler bilimi ve gen haritasını silah olarak kullansalarda bu iddiayı benim ne aklım alıyor ne de kalbim.  O nedenle içinde bulunduğumuz ahvali en seçkin tabirle : “hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.” sözü açıklıyor. İnsan etimolojik olarak nisyandan türedi; yani unutkandır.  Yaşamak için unutmalıdır da. Çünkü acı hatırlandıkça kanıksanıp hafiflemez, insanı içerden oyar, kanatır. Veciz bir söz der ki; “insanı gam, duvarı nem yıkar.”

Yaşadığım türlü olumsuzluklarda çıkış kapım çoğu kez unutmaya meyyal hatıralarım oldu. Elbette unutmuyorum, daha ziyade hatırlamamayı tercih ediyorum. Kötüyü, acıyı, histeriyi filtreleyen bilinçli bir tercih bu. Çünkü uzun bir süredir toksik bir çevredeyim. Allah başka dertler vermesin Aslıcığım diyen oluyor?, abarttığımı düşünenlerde… Kendi hesabıma dışarıdan parlak ve diri görünen bir meyvenin sizi zehirlemesi kadar büyük bir hayal kırıklığı yoktur herhalde.

Dünya tabiatı itibariyle herkes yaralı ve herkesin bir kalp ağrısı var. Hayat denen mücadele merhem bulmaktan ibaret. Bundan sebep, artık insanlar yarasına merhem olmayan kim varsa ona tepkililer. Girdiği her kabın şeklini alabilen bana bile…

Bir süredir düşünüyorumda: köklerimin ait olmadığı topraklara serpilmişim adeta. Sanki boy veremiyorum buralarda. Daha fenası daha büyük ağaçlarda güneşimi kesiyor. Dallarım da benim gibi çelimsiz kalıyor. Tamam bir şekilde idare ediyoruz ama gövdem dik duramıyor. Yer çekimi biraz daha bastırırsa dipe çekecek beni.  Civardaki ağaçlar halime imtihan, halkası fazla olan ağaçlar ise çekilecek çilen varmış diyorlar.

Dönem hedonistik. Hatta sado-hedonistik bir dönem. Kişilerin, başkaların acılarından da son derece haz aldığı bir zamana doğduk. Böyle bir durumda bana ilaç olan yine benim.  Kendine yardım metotlarından başka birşey rahatlatır mı bilmiyorum?

Pozitif psikoloji üzerine okumalar yapıyorum, cümlelerimin fiilleri hep olumlama üzerine kurulu. Buna hususi dikkat etmeye çalışıyorum. Harika bir üst versiyon insan olma yolunda ilerliyorum. Ta ki külüstür model bir kafa ile çarpışıncaya kadar.  Sonra baştan alıyoruz tüm bir süreci.

Yoruyor, yıldırıyor ve bazen yeter bee dedirtiyorsa da kim bilir belkide çekilecek çilem budur; kendime yardım çabalarımdır? Kendimle meşgul olup, kendimle imtihan olmam isteniyordur mukadderatta?

Yine elimde hiçten bir madde, kafamda türlü soru işaretleriyle kalıyorum. Günün sonunda şuna kaniyim ama; toplumda “terapi ve tedavi edilecek” iki topluluk var. Biri tabiri caizse probiyotik öteki ise tam bir parazit. Kim kime galebe çalacak bilmiyorum ama iyiliğin kötülükten daha hızlı yayıldığını düşünüyorum. O nedenle sağlıklı ruhlarda iyilik yücelecek ve üç iken beş hatırlanacak, kötülük ise hafızanın sonsuz kara deliklerinde kaybolacak.

Ufuk çizgisini her gördüğümde oraya bir gün varabilmenin ümidi kaplıyor içimi. Bilmiyorum abartıyor muyum ama bence sadece iyi insanların oraya varma ümidi olabilir.

İyilikten ümidimi kesmiyorum çünkü evrende herşey zıddı ile kaimdir; yani kötülük oldukça iyilik de teraziyi dengelemek için bir yerde ağırlığını koyuyor olacak.

Dünyanın tüm fenalıklarına rağmen, iyi kalacak olanlara selamım olsun bu yazı…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir