Zamansız notlar

facebooktwittergoogle_plusredditpinterestlinkedinmailby feather

 

Blog yazmaya başlayalı tam bir buçuk sene oluyor. Oğluma anılar biriktirmek için çıktığım bu yolda bir sağ bir sol şerit, dur kalklarla ilerliyorum.  Belirlediğim rotadan zaman zaman uzaklaştığım oluyor farkındayım.  Bir bakıyorsun okur yanım ağır basmış kitap önerisinde bulunuyorum, bir bakıyorsun öykücü olmuşum rüzgarın ensemi nasıl tatlı gıdıkladığından bahsediyorum. Düz bir çizgi bile çizmekte zorlanan ben için doğrusal başlıklar bana fazlasıyla ulaşılmaz geliyor çünkü. Sözde başlangıç noktam olan annelik deneyimlerimi paylaşacaktım. Ne de olsa “ileri anneyim”, annelikle ilgili ne kadar nota varsa yüksek perdeden çalıyorum ya, kesin birileri müziğimden istifade etmek ister diye düşünmüş olmalıyım.  Ama ne aymazlık…

Anne olmak; hem çok yanılmak hem çok bilmek.

Önceleri sinir oluyordum. Ne bu ya hepi topu bir annesin nesini bu kadar abartıyorsun?  Diyordum ki, kınadığım şey başıma geldi. Bir Tırmizi hadisi der ki; “Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz“. Ne vakit öleceğimi bilmesemde ona bir adım daha yakın olduğum gerçeği su götürmüyor…

Kim bilir belki okuduğum kitaplar belki takipleştiğim annelerden sebep, herşeyi anneliğime yoruyordum. Bir zaman sonra yere göğe sığdıramaz oldum yaptıklarımı. Mesela; bir ekmek yapıyordum sanki tüm TSK ordusunu doyurmuşum gibi lirik ve destanımsı şeyler yazıyordum anneliğimle ilgili. Sayfam resmen bir tür “annelik danışma ve kadın dayanışma” derneği gibiydi. Herkesi çocuk yapmaya özendiriyor, aile planlamalarına zorla dahil oluyordum. Çok bildiğimi sanıyordum. Gözümden sakınıyordum oğlumu. “Ayy aman öyle seslenmeyin,  etiketlemeyin oğlumu, ay sakın mayalı peynir vermeyin, ne o elindeki ekmek mi? at bakiyim onu çöpe,  ay yok tarhana çorbası siyez unundan değilse katiyen olmaz” diye diye kendimi devasa bir ambarın denetleme şefi gibi hissetmeye başladım.. Herşeyin denetimim altında olması güvenli hissetirse de çocuğa aynı oranda huzursuzluk veriyordu. Fizyolojik ve psikolojik yorgunluğu hiç söylemiyorum. Maçı avantaja bıraktığımda ise nispeten daha neşeli ve uyumluydu. Sanırım ben bildikçe çocuğum mızmızlanıyor ve ben yanıldıkça uysallaşıyordu. Öyle ters bir orantı geliştirmiş olabiliriz aramızda…

Çağın vebası zamansızlık

Dali-Eriyen Saatler

Islah etmek için Tanrı bile sopa yerine zamanı kullanıyor. BALTASAR GRACIAN

“Canım hiç yapay zeka çığırtkanlığı yapmayacağım, robot sevmiyorum”.  Şimdi müsadenle:

 

Yaşamın temel elementlerine dair neredeyse her gün bir araştırma sonuçlanıyor. Doğum-hayat-ölüm üçlemesi dediğimiz bu elementlerin şifreleri henüz çözülmüş değil. Bilim insanları araştırmaları neticelendirmek için zamanla yarışıyor adeta. Ellerinde tüme varım, tümden gelimler ve belli deney gruplarından başka birşey yok. 7,5 milyarlık bir deney grubunu 2000 kişiye indirgeyip hayatın akış ve işlevleriyle ilgili genel fikir edinmek istiyoruz. Ama insanın biricikliğini atlıyoruz. Aynı fabrikanın ürünü olsak da “specs” dediğimiz niteliklerimizin farklı olduğunu. Bunu bile bile pas geçiyoruz. Neden? Çünkü insanoğlu aceleci, sabırsız ve zamansız.

O nedenle bugün en fazla eğilip bükülen konu ağırlıkla yapay zeka. Çünkü en basit şekliyle tekrarlı işlemleri “hatasız kul” olarak yerine getirebiliyorlar. Üzgünüm ,Orhan Gencebay feci yanılmış.   Bu eşittir insan için daha fazla zaman.  “Hiç vaktim yok ki” bugünün en basmakalıp bahanesi. Ne vakit yeni bir dile başlasan, yeni bir işe girişsen, kendine, eşine, çocuğuna zaman ayırmaya kalksan sanki cebinde akrep duruyor. Bir bir yiyor sanki sana özel vakitleri. Hani şey diyorlar ya vakit nakittir diye. Son derece yanlış, vakit nakite eşit ya da karşılık gelmiyor. Vakit yaşamla değerlenen birşey, maddesel bir değeri yok, ölçülemiyor çünkü bize tanımsız . Bu konu ile ilgili çok yerinde bir söz geldi aklıma.

Ahmed Hamdi Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde şöyle diyor:

Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır.”

Peki öyleyse zaman farkının farkında mıyız?

-Hayat kısa kuşlar uçuyor.

Hiçbir şey için zaman bulamazsın. Zaman istiyorsan, onu yaratmalısın. CHARLES BIXTON

“Her şeyin bir zamanı var” sözü an itibariyle mantığıma ters düşüyor. Çünkü zamansızlığın yani zaman bulamamanın altını kazıyor biraz. Bu sayede zamanlar arasındaki boşlukları doldurmuyor. Sözümona birilerince belirlenmiş zamanlamalara uyum sağlayacağız diye, kendi zamanımızın verimini düşürüyoruz.

Şu gerçeği kendimize sık sık hatırlatalım: her vücut, her biyoloji eşsiz. Yani her kişinin timezone veya zaman dilimi farklı. En basit haliyle çocukların kimi 3, kimi 5, kimi 7 yaşında okumayı söker. Burada fiil sökmektir, yaş ise sadece zaman zarfı. Kıtalar arası zaman farkı gibi düşünmeliyiz olayı.

Kısa zamanda büyük işler yapmak başarı mıdır?  gibi bir pazarlama sorusu da önemini burada yitirmiş bulunuyor. Başarının niteliği zamanla değişsede niceliği hep aynı kalıyor.

Evet zaman belki acımasız, zalim ve hızlı ama kesinlikle adil. Hızlı akıyorsa, sana-bana değil herkese hızlı akıyor. Yok ki mübarek musluğun bir bataryası kısıp açalım. Akıyor işte direnmek beyhude…

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir